2017'den, Görülmesi Gereken 5 Queer Film

26-09-2017

Çok uzun zaman önce, kaliteli filmlerin ve queer içeriğin Venn diyagramıyla neredeyse hiç örtüşmediği bir zaman vardı. Ekranda kendilerini arayan LGBTQ bireyler, sinematik çarkın en derinlerine inerek, hak ettiği değeri göremeyen objektif filmleri canı gönülden kucaklıyordı. Bu nedenle, bu yılki Londra Film Festivali'nde dikkat çeken ve medyada popülerlik kazanan queer filmler görmek umut vadediyor.

Geçmişteki queer filmler arasında, Billie Jean King'in biyografik filmi “Battle Of The Sexes” gibi en popülerleşmiş olanlardan, Oona Chaplin ve Natalia Tena'nın yer aldığı “Anchor And Hope” gibi düşük bütçeli bağımsız filmlere kadar uzun bir liste var.

Bu yılki Londra Film Festivali'nde gösterilen LGBTQ filmleri arasında, en çok dikkat çeken beş film ise şu şekilde...

 

A Fantastic Woman 
Marina, kendinden yaşça büyük olan sevgilisinin ölümü üzerine yıkılır. Veda ettiği büyük aşkının ardından kendiyle yüzleşen trans kadın Marina,hem geride ve yalnız kalmışlığın ağırlığı hem de kendisini dışlayan, hırpalayan bir toplumla mücade etmek zorunda kalır. 
Sebastián Lelio'nun yönettiği, senaryosunu Gonzalo Maza ile birlikte kalema aldığı filmin başrollerinde Daniela Vega, Francisco Reyes ve Luis Gnecco yer alıyor. Film ayrıca 67. Berlin Film Festivali ana yarışma filmleri arasında yer aldı.

Thelma
Norveçli bir öğrenci olan Thelma, Oslo'ya aşık olduğu kızın yanına taşınır. Kısa süre sonra, açıklayamadığı bazı özel güçleri olduğunu farkeder. Bu güçler, aşkla ortaya çıkıyordur. Tekrar, Oslo, 31 Ağustos ve Sessiz Çığlık filmlerinin yönetmeni Joachim Trier'ın imzasını taşıyan film doğaüstü bir gerilim.

Call Me By Your Name
Yıl 1983, yer Kuzey İtalya... Tatilini ailesiyle birlikte geçiren 17 yaşında bir erkek çocuğu, güneş, yaz ve yazlık havası... Bu tatlı yaz kasabasında her yarın, bir düne benzemektedir. Ta ki ailenin arasına her şeyi değiştirecek bir yabancı karışıncaya kadar. İnsan ruhuna hem büyük bir yara hem de şifalı bir merhem olan ilk aşkın tohumları bu yabancının bohçasındadır. İtalyan yönetmen Luca Guadagnino, James Ivory ile birlikte Andre Aciman’ın çok sevilen romanını beyazperdeye uyarlarken bütün maharetlerini benzersiz bir sinema duygusuyla bir araya getiriyor. Beni Adınla Çağır, her saniyesi üstün bir sinema aşkıyla örülmüş, temas ettiği tüm hisleri izleyiciye geçirmeyi başaran muazzam bir film. Şüphesiz yılın en iyilerinden.

Princess Cyd
Çocukken ağır bir travma geçiren Cyd, Chicago'ya yazı teyzesi Spence ile geçirmeye gider. Kendi cinselliğiyle ilgili de sorunları olan Cyd zamanını sahilde ve barbakülerle geçirirken, çift cinsiyetli Katie ile tanışır. Stephen Cone bu filmde, doğal oyunculuklarla ve beklenmedik şiirsellikle bir kadının gerçek dünyaya adım atmasını işliyor.

Saturday Church 
Otoriter teyzesinin parıltısı altında, cinsellik ve cinsel kimliği arasında boğuşan 14 yaşındaki bir erkek çocuğun hikayesi kulağa abartılı bir drama gibi gelebilir. Ancak “Saturday Church”, bir müzikal. Rüyasal sekanslar ve müzikal unsurlar, cesur ve dokunaklı hikaye çizgisinin içine enjekte edilerek, göz alıcı bir büyüme hikayesi sunuyor. Ulysses kitabı hayranı Luka Kain'in, LGBTQ dostu bir kiliseye denk gelmesiyle hayatı yeni bir yola sapar, arkadaş olduğu ele avuca sığmayan yaşlıları rol model olarak alır ve aşık olur.