Frieze'in Ardından I

09-10-2017

Sanırım Frieze Week'in ardından, özellikle 2015 yılından sonra Londra nüfusunun %41'inin yabancı uyruklu vatandaşlar olduğunu düşününce bir kez daha Londra'nın dünyanın başkenti olduğunu dolu dolu hissettim. Gerek tarihi, gerek devam ettirdiği kültürel unsurların desteğiyle, 7 sanatın tüm dalları arasında çok geniş yelpazeler sunan bir merkez.

1588 yılında Kraliçe I. Elizabeth'in, dünyanın en güçlü donanması İspanyol Armada'sını yenilgiye uğratarak temellerini attığı Britanya İmparatorluğu'nun torunlarının yaşadığı, günümüzde Britanya Adaları olarak adlandırılan ve Galler, İngiltere, İskoçya ve Kuzey İrlanda'dan oluşan ve bölgenin en gelişmiş şehri Londra için sanatın bir çok dalında en güçlü dünya şehirlerinden biri demek yanlış olmaz. Bu ünvanda, sundukları eğitim olanaklarının da büyük etkisi var. 18. yy'da kurulan Royal Academy of Art, Goldsmiths, Royal College of Art, The Slade gibi okulları hala eğitim hayatlarını sürdüren önemli kurumlar. Üstelik bunların hemen hemen hepsi devletin, ücretsiz eğitim veren okulları. Ülkede sanata destek çok büyük. Art Council of England, yani İngiltere'nin sanat konseyi de, ülkede sanatın büyük destekçilerinden biri. En büyük geliri de nereden biliyor musunuz? Milli Piyango'dan. Evet, yanlış duymadınız. İngiltere'de Milli Piyango'dan gelen gelir Art Council vasıtasıyla tamamen sanata aktarılıyor. Ne kadar güzel bir sistem değil mi? 2015-2018 yılları arasında Art Council of England'ın sanat ve kültüre ayırdığı rakam tam 1.8 milyar Sterlin. Bunun 1.1 milyar sterlini devletten, 700 milyon sterlini Milli Piyango'dan.

Yine rakamlara bakınca Londra dünyanın en fazla müzeye sahip üç şehrinden biri. Galerilere gelirsek; galeri konseptini, müze konseptine yaklaştıran, müze koleksiyonlarıyla yarışacak işlere sahip olan ve sanat dünyasında etkin şekilde söz sahibi konumundalar.

Bütün bunları göz önünde bulundurunca, bu sene 16.'sı düzenlenen, 160 galeri ve 1000'den fazla sanatçı ile 5 gün dünya sanat çevresini bir mıknatıs gibi kendine çeken Frieze'in ne kadar renkli geçtiğini tahmin etmek çok zor değil. Şehirde, Frieze Art Fair ve paralelinde gerçekleşen galeri açılışları, sergiler, müzayedeler, seminerler ve davetlerle dolu dolu geçen 1 hafta yaşandı. Biz Frieze Londra'da gerçekleşen bir çok sergi ve sohbetten sitemizde bahsettik. Ancak Frieze'in ardından konuşulacak çok şey var.

Londra'nın lider galerilerinin zaten bir çoğunun Frieze Art Fair'da da yerleri vardı. Buna rağmen kendi çatıları altında eş zamanlı farklı sergiler düzenlemekten geri kalmadılar.

Bir dönem ünlü sanatço Joseph Boyce'un asistanlığını yapan Avusturyalı Taddeus Ropac'ın Paris'te bulunan iki muhteşem galerisinden sonra, geçtiğimiz Mayıs ayında Londra'da açtığı yeni galeri binası boşken bile görmeğe değer güzellikteydi. 1772'de inşaa edilen, bir dönem Albemarle Gentleman klübüne üyelik yapmış ve ilk defa kadınlara kapısını açarak kadınların oy kullanma hareketine destek vermiş bu bina, şimdi Ropac Gallery olarak hizmet vermekte. Amerikalı sanatçı Richard Longo'nun Macbeth'in meşhur “Let the framework of things disjoint” cümlesinin ismini taşıyan, karakalem ağırlıklı işlerinden oluşan ilk solo sergisi bu binaya çok yakışmış.

Londra'nın lider galerilerinden olan Hauser&Wirth'de de bir kaç sergi vardı. Beni önce şaşırtan sonra düşündüren, Belçikalı sanatçı Marcel Broodthaers'ın “Jardin de L'hiver” sergisi, sanatın mal olarak algılanmasına, müzelerin sanat ve sanatçının karşısındaki tutum ve duruşa dikkat çekmekteydi. Bugün hayatta olmayan ve kavramsal sanatın başlamasında büyük rol oynayan Broodthaers'ın “Jardin de L'hiver” enstalasyonu için kültürel enstitülerin otoritelerine zarif bir karşı gelme diyebiliriz. Varlık, sömürge, toplama isteği, otorite, güç, kurallar gibi bir çok kavrama dokunan bu entelasyon 18 kasıma kadar devam edecek.

Londra'nın bir başka gidilmesi şart galerilerinden biri de “White Cube”. Londra'da ve Hongkong'da şubeleri olan White Cube, Bermondsey'deki 5440 metrekarelik bir alan ile galeri boyutunu bambaşka bir yere taşıyor. Burada Frieze Week ile eş zamanlı sergileri olan Meksikalı sanatçı Damian Ortega, Galli kavramsal sanatçı, heykeltraş ve film yapımcısı Cerith Wyn Evans ve ışık ustası İngiliz sanatçı Ann Veronica Janssens'in işleri görülmeye değer.

Londra'nın en eskilerinden Lisson Gallery'ye gelince; bu sene 50. yılı şerefine The Store-180 The Strand adlı etkinlik mekanında, Vinyl Factory ile işbirliği içinde. “Everything at Once” başlığı altına toplayan bu işbirliğinin içinde Anish Kapoor'dan Ai Weiwei'ye, Julian Opi'den Tony Craig'e bir çok superstarın işlerini bir arada görebileceğiniz bir sergi.

Tate Modern'in çağdaş sanat dünyasındaki rolü tartışılmaz. Tate hakkında ayrıca konuşacağım ancak kısaca değinirsem Tate Modern'in son direktörü Frances Morris göreve geldiğinden bu yana müzede kadın ve erkek sanatçı yüzdesini eşitledi. Bu dünyada bir ilk. Ayrıca Tate Modern içerisinde, 3300 metrekarelik, Turbine Hall olarak adlandırılan alan 2000 yılından beri senede iki sergi düzenliyor. İlk olarak Fransız kadın heykeltraş Louise Borgeuois'yla başlayan ve her 6 ayda bir yenilenen Turbine Hall, 17 yıl içerisinde sergilerinde 60 milyon ziyaretçi ağırlamış... Bu alan Frieze haftasına Danimarkalı sanatçı grubu Superflex'in Turbine Hall'un tavanından sarkan dev salıncakları ve dev bir sallanan küresiyle katıldı.

Bilindiği üzre, dünyanın en eski müzayede evleri Sotheby's, Christie's ve Philips de, bu hafta sanat dünyasının nabzını tutan satışlar gerçekleştirdi. Sotheby's'de çağdaş sanat ve İtalyan Sanatı eserlerinde toplamda 69 milyon sterlinlik satış olurken, satışın yıldızları Amerikalı sanatçı Cy Twombly'nin “İsimsiz eseri” (6.4 milyon sterlin) ve David Hockeny'in “Grand Kanyon” (6 milyon sterlin) adlı eseri oldu.

Christie's toplam 99.5 milyon sterlin ile, savaş sonrası ve çağdaş sanat satışı gerçekleştirdi. Ancak yine de Avrupa satışlarında bir rekor kırmasını planladığı Francis Bacon'ın “Study of Red Pope” adlı eserine alıcı bulamadı. Christie's satışlarının yıldızı Basquiat'nin 16.5 milyon sterline alıcı bulan ve geliri Amerika'da bedava halk okulları açan “Knowledge is Power Program” organizasyonuna bağışlanan “Red Skull” isimli eseri oldu.

Yine köklü müzayede evlerinden Phillips, Basquiat'nin, Barbican Art Centre'daki sergisine sponsor oldu. Bu sergi Basquiat'nin İgiltere'de açtığı en geniş sergisiydi.

En büyük konsantrasyon, son 4 senedir ziyaretçi sayısı 60.000'i geçen Frieze Art Fair üzerineydi. Regend Park'ın içinde Frieze, Frieze Master ve Frieze Sculpture Park olarak, oldukça geniş bir alana yayılan fuar, bu sene sanırım dünyadaki siyasi belirsizlikler sebebiyle daha az garip kavramsal sanat ama daha çok resim ve heykel içeriyordu. 2017'de ilk olarak bağımsız küratör ve bilgin Alison Gingeras “Sex Work Feminist Art & Radical Politics” adlı bölümü hazırlamıştı. Bu bölüm 1960'lardan beri kadın haklarını savunan ve bu konularda çalışan kadın sanatçı ve onları destekleyen galerilere adanmıştı. Sex Work için “Hem seksüel töreler, cinsiyet normları, sansür, politik hükümet yaptırımları gibi kavramlarla savaşmış kadın sanatçılara bir nevi teşekkür etmek, hem de onlara bu yolda destek veren galerilere dikkat çekmek istedik” diyor Alison Gingeras

 

2000'den sonraki işleri kapsayan Frieze London kadar, dikkat çeken ve sanat meraklılarını misafir eden bir diğer bölüm Frieze Masters'dı. Bu bölüm tarihi sanat eserleriyle güncel sanat eserleri arasında bağ kuran ve sadece 2000'e kadarki çağdaş sanat işlerini kapsıyor. Bu sene 6.'sı yapılan ve standlar arası 1000 sanatçı ve 6000 yıllık tarihin tecrübe edildiği Frieze Masters bana her zaman Frieze'den daha çekici gelmiştir. Geçmiş ne kadar eskiyse o kadar çok etkilidir zaten, öyle değil mi? Mesela bu sene “Talk of the Frieze” Hauser & Wirth Gallery'lerin tarihçi Mary Beard ile hazırladığı Bronz Dönem M.Ö. 3500- M.S. 2017 İngiltere müze ve koleksiyonlarından alınan eserler ve Henry Moore'dan Louise Bourgeois'ya, Paul McCharthy'den Rashid Johnson'a önemli sanatçıların bronz işleri ve Ebay'den satın alınan parçalarla kombinlenip yaratılan hayali unutmuş müze bölümüydü... DEVAM EDECEK

Haber: Nazlı KEÇİLİ