Lisson Gallery'nin 50. Yılına Özel Sergiler

05-10-2017

İngiltere'deki Lisson Gallery, dünyanın en uzun süreli ve etkileyici çağdaş sanat galerilerinden biri. 1967 yılında Nicholas Logsdail tarafından kurulan Lisson Gallery ve bağımsız sanatçı grubu The Vinyl Factory, iş birliği içinde The Store Studios'da “Everything At Once” isimli olağanüstü bir sergiye imza attı. Lisson Gallery, bu sergiyle paralel olarak Allora & Calzadilla'nın “Foreign in a Domestic Sense” sergisini de gerçekleştirerek, Frieze haftasına bomba gibi bir giriş yaptı. Tabii bana da bu iki büyük sergiyi gezmek düştü.

“Everything At Once (Her Şey Aynı Anda)”, ismini John Cage'in ünlü sözü “Günümüzde her şey aynı anda gerçekleşiyor ve ruhlarımız da buna uygun olarak elektronikleşiyor” cümlesinden alan sergi, Cage'in de bahsettiği gibi çağdaş varoluşun nasıl değiştiğini gösteriyor. Lisson ve The Vinyl Factory bu sergide, çağımızdaki anlamsız iletişimin yarattığı anksiyeteyi inceliyorlar. Lisson Gallery'nin, tarihi önem taşıyan ve yeni olmak üzere, 24 sanatçısını bir araya getiren bu sergide yok yok; Marina Abramović'ten Ai Weiwei'ye, Allora & Calzadilla, Art & Language, Cory Arcangel, Tony Cragg, Richard Deacon, Nathalie Djunberg & Hans Berg, Ceal Floyer, Ryan Gander, Dan Graham, Rodney Graham, Susan Hiller, Shirazeh Houshiary, Anish Kapoor, Lee Ufan, Richard Long, Haroon Mirza, Tatsuo Miyajima, Julian Opie, Laure Prouvost, Wael Shawky, Lawrence Weiner ve Stanley Whitney.

Cage'in ön gördüğü gibi, her şeyin aynı anda yaşandığı bir çağda hayatta kalmaya çalışıyoruz. Zaman ve mekan artık mantıksal veya lineer konseptler değil, en büyük mesafelerin bile tek bir tıklamayla kat edilebildiği bir dönem. Bu hız ve kolaylık arttıkça, zaman - mekan ve an da aynı hızda önemini yitiriyor. Sergide enstalasyondan, heykele, resim, performans ve ses ile geniş bir eser yelpazeci mevcut. Dan Graham'ın cam ve çelikten yarattığı devasa pavyon “Two Vs Entrance-Way” (2016) çalışması da bunlardan biri. Sanki uzayın somut bir şekilde bükülmesine tanıklık ediyormuşsunuz gibi hissettiren bu sert mimari yapı, yakınına gittiğinizde size yansıttığını görüntünüzü eğiyor, büküyor ve kırıyor. Ai Weiwei'nin 50 metrelik duvar kağıdı enstalasyonu olan “Odyssey” (2016) ise, insanın küresel, antik ve devam etmekte olan hareketliliğini tema olarak alıyor. Weiwei'nin bu eseri, şanslı bir şekilde şu anda Sabancı Müzesi'ndeki sergisinde de görülebilir.

“Everything At Once” sergisinin en alt katında, pek çok önemli heykel yer alıyor. Anish Kapoor'un tavana yerleştirilmiş “At the Edge of the World II” (1998) çalışması da bunlardan biri. Bu eserin altına geldiğinizde, içine emilip yok olacakmışsınız gibi hissetmeniz gayet normal. Richard Deacon'ın paslanmaz çelikten yaptığı dev bir büküm olan, çok boyutlu “Turning a Blind Eye” (1984) eseri de bir o kadar şahane.

Binanın yan tarafında yer alan, Allora & Calzadilla'nın “Foreign in a Domestic Sense (Yerli Bir Duyguda Yabancı)” sergisinin ismi bile başlı başına çarpıcı bir paradoks. Sergi, kamu açıklamalarındaki politik dili inceliyor. İkili, sosyal, politik ve kültürel kavramları kavramsal bir tema olarak işlemiş. Çeşitli materyallerle yarattıkları bu heykeller, üst üste binen, sert ve somut, insana ait bir tür ses gibi sembolize edilmiş. Porto Ricolu sanatçılar Allora & Calzadilla, eserlerine de Porto Rico'nun biyolojik, fiziksel ve diline ait yapılarını taşıyor. Serginin ismine yansıyan bu düşündürücü çarpıklık, politik ve sosyal ilişkileri, otoritenin altında çırpınan tabakaları anlatan bu eserlerde fiziksel olarak hissedilebiliyor.

Haber: Nazlı Keçili

Galeri
Galeri
Galeri
Galeri
Galeri
Galeri
Galeri
Galeri